Detaylar

Madrid’in sıcak havası altında Lilly Sapphire, can yoldaşını çıldırtmak için hazırdı. Gözleriyle oynuyor, dudaklarını hafifçe aralıyor, kırmızı rujuyla sanki “Gel beni götür” dercesine davetkârlığını kusuyordu. O küçük, tatlı gülümsemesi tam bir çağrıydı; adamın içini yakan bir ateş gibi… Burası onun oyun alanıydı ve o bu oyunu çok iyi biliyordu.

Lilly’nin cildi terden parıldarken, hızlıca adamın üzerine atıldı. Parlak gözleriyle etrafı keskin keskin süzerken, diliyle dudaklarını yaladı ve saksoya başladı. Yumuşak kemiklerini dilinin ucuyla gezdiriyor, dudakları arasında yaragını bırakmıyordu. Adamın nefesi hızlandı, eli Lilly’nin saçlarına dolandı; o ise boynuna yapışmışken sert sert inletmeye başladı. Dudağının kenarından sarkan sümükler bile umurlarında değildi; önemli olan adamının kafasını kaybettirmekti.

Elleri kıvrılarak Lilly’nin amcığını aramaya başladı; küçük deliği nemlendirmek için parmakları yavaşça içine girdi. Kadın hafif inledi ama hemen toparlanıp daha da derine soktu adamının yaragını. Kafasını kaldırıp göz göze geldiler; ikisi de birbirlerinin yanacağına emindi. Lilli hiç ara vermeden ritmini artırdı, boğazında hissettiği kalınlığı yutkunarak hazza dönüştürdü.

Sonra adam geri çekilmedi; Lilly’yi sırtından kavrayıp yere yatırdı. Kılıcı amcığına dayandığında kadın soluğunu tuttuktan sonra aniden açtı bacaklarını. Baştan sona hissediyordu o sertliği içinde; her hareketiyle daha fazla infilak edecekti neredeyse… Adam deli gibi köklemeye başlayınca Lilly’nin çığlıkları odada yankılanmaya başladı: “Sik beni! Sik beni!” diye diye kendinden geçti resmen.

Yarası iyice ısınıp taşan kadın, saliseler içinde zirveye vurdu; bedenini kaplayan titremelerle ve yutkunmalarla birlikte amcığı sarkarcasına açtı genişliğini. Adam durmadı bir saniye olsun gevşemedi; dik dik sokuşturup patlatıyordu amcığını. Sonunda boşaldığında ikisinin suratları ter ve hazdan parlarken o an dünya sadece onların çılgınlığından ibaretti. Hiç bitmesin istedi bu lanet sahne…

Comments are closed.